Cumartesi, Ekim 16

..


Gözlerimden yaş geldi..
Burnum aktı..
Domates salcası gibi kıpkırmızı oldu burnum..
Dudaklarım büzüldü..
Kızardı..
Ben agLadım..
Onca zaman sonra, agLayabildim..
Son kez aglardım sanıyordum ama agladım..
Hıckıra hıckara agladım..
Burnumu ceke ceke..
Ezile büzele..
Ben, bunca sene sonra ilk kez agLadım..
Hala, atan bir kalbim dokundugum da ürken ben varmış icimde ki cingeneler birleşip katletmemiş onu..
Tek başıma, yanlızlıgımı ugurlarken aglardım sanıyordum son kez..

Ben agLadım..

Perşembe, Ekim 14

payLaşabiLmek..


Geldi, gelicek hadi nerde kaldı dedik sonunda kış, yagmuruyla birlikte geldi; geldi gelmesine de ben ne ara virüs buldum da hasta oLdum anlamadım ki?!
Gözlerim acıyor..
Bogazım acıyor..
İlgi de lazım gele.. Baya bir lazım hatta..
Gidip, kumaşlara mı sarılsam ne yapsam?! :D
O dereceye nihayet geldim..
Arada temiz hava almak icin kahve ile, ofisin icinde bulunan toplantı odalarına kacmak 5 dk bile olsa orda öylece kalmak iyi aslında, baya iyi hatta..
Yanlız, bu yandaki inşaat..
Bir sürü, ses artı İbrahim Tatlıses olma yolunda kararlı usta abimler..
Bir selamlaşmıyoruz ayrı..
İnşaatın catı katı ofisin toplantı odasına bakıyor, yagmur yagıyor ama ne fena ki, toprak kokmuyor..
Manzara bile yok..
Ama bugun izlenecek birşey var; kocaman bir karga gagasından büyük topumsu şeyi zarif bir haraketle catının üzerine atıveriyor..
Kargalar da pek cirkin hayvanlar yahu.. Sevmem bile.. İtici geliyorlar bana cok; kırlangıc, saka, bülbül filan olsa tamam da, karga.. baya bildigin siyah ucamsı..
Gagasındaki, bu yagmurda nerden bulduysa buldugu yemi catıya atınca afiyetle gelip önce etrafında bir tur atıyor..
hmm..
Sonra minik minik didikleme başlaması an meselesi..
Bir dik..
Bir dik daha derken..
Ve olan oldu..
Misafir var..
Ondan kalıpca daha minik bir karga, iri olanın yanında yerini aldı bile..
Ne oluyor diye dikkatimi cekmeye başladıgı andır..
İrice olan, yuvarlaya yuvarlaya yemini başka yere dogru itmeye başladı, belli ki ögle yemegine konuk istemiyor..
Minik olan da baya ısrarcı hani arkasında geziniyor öyle..
Hayat ne tuhaf..
Kocaman bir parcan var kücücük bir gagan ve paylaşmak istemiyorsun..
İnsan da böyle sanırım..
Herşeyi oldugu halde, eli gitmiyor sahip olduklarını ikram etmeye..
Gücünü paylaşmaz..
Aklını paylaşmaz..
Hayatını paylaşıma acmaz..
Ne biliyorsun azalıcagını hic anlamam ki..
Oysa, bazen azalıcagını bilsen bile, paylaşmak ikram etmek kuru bir teşekkür icin bile deger..
Gercekten deger..
Gelecegini paylaşmaya cekinen birini tanıyordum..
Sordukca, tıpkı karganın yemini öteledigi gibi ötelerdi gelecegini anlatmamak icin..
Oysa tek derdim, gelecegin de olup olmayacagımı ögrenmekti..
Hepsi buydu..

Hepsi bu olmasına buydu da;dogamın kuşları bile bencilleşmişken insanlarından ne bekliyorsun ki; seninle geleceklerini paylaşsınlar dedim icimden..
Karga cirkin üstelik..
Buruk güldüm, hani o cok yaşanmışlık gibi güler ya insan agır gözlerinden anlarsın buruk oldugunu dudagının kenarında ki tebessümden degil..
Neyse..
İşe dönme vakti geldi diye geciriyordum ki icimden gözlerim hala yemine yaklaştırmayan kargaya dikiliyen, karga geri cekiliverdi yeminin önünden..
Gagasıyla parcaladıgı yemin bir kısmını, minik minik digerlerine dogru itmeye başladı ve sessizce kendi yemine dogru egildi..

Hiştt otur Hülya..
Henüz degil..
Minik olan yemege gömüldügü sırada, kafama dank etti ikisi birden yiyebilsin diye kocaman bir parcayı eşit bölmeye calışıyormuş bunca zamandır..
Karga cirkin hayvandır üstelik..
Oturdugum yerde, kalıverdim öylece..
Rabbim, yarattıgı herşeye merhamet, incelik ve kalp veriyor cok şükür ki..
Utandım bir an..
Herkez, biz degil ki paylaşmaktan korksun..
Üstelik karga cirkin havyandır..
Rabbim, yalvarıyorum sana birgün bile olsa bencillik yaparsam paylaşırken uyar beni, yanımda ol ki; senden degerli hic birsey olmadıgımı hep hatırlayayım..

hLy'..






Pazartesi, Ekim 11

Ah Robert.. Ah Edward..



Vallahi, Ah Robert Ah Edward..
Edward'a ezelden beri duydugumuz bir hayranlık var kabul hele ki Fight Club'ta bana 'O-ha ya, budur işte dedirttikten sonra..
Keza, Robert'ı da ayıptır söylemesi görmüşlügüm var Londra'da resturant zincirleri olan abimi NOBU'nun cıkışında üzerimde hotel terlikleri pembe pijamalar icinde 'o ne be?!!!!- diye izlemiştim vakti zamaında, gerci o da beni görse -oh my fuckin' god watzzz this' derdi ama olsun..

Neyse, mevzu şu ki.. Bu 2 ender görülesi adamın aynı filmde oynaması inanıl-maz- olur mantıgı ile, pazar gecemize davet ettik..
O nasıl filmdir öyle ya?!!
Kesin o film de oynasınlar diye santaj yaptılar yazık abimgillere..
Gerci filmin adı 'Stone' bizim Türk 'film bilimcileri' icinse, 'Şantaj' bence bizim Türk abiler, filmi izledi ve engin tecrubelerine dayanarak Edward'la Milla'nın (kadın coook yaşlanmışş he-he) Robert'a santaj yaptıgını filan sanıverdiler.. walla bak.. O yüzden de filmin adı 'Santaj' diye cevrildi.
Filmin yönetmeni John Curran ve %100 oranla kafası saglam abinin!
Hayır, ne mantıkla oturdun sen koltuga kim otturdu seni oraya?! Anlamadım ki..

Konu şu..
Hmmm..
Konu yok!
Kafaları ne kullandıkları mechul 4-5 adamın bir araya gelip 'Lan ara Robert'ı vakti varsa gelsin o gelirse Edward'ta gelir makara yaparız' tadında arada cektikleri bir film..
Hayatım boyunca cok kötü film izledim..
Hatta zamanında Savaş Ay'ın oynadıgı 'Dansöz' yapıtını bile izledim ama bu top 5'ime zirveden girdi..
Yazık olan kardeşimle, sevdicegime oldu zira filmi begenen malum kendisi olunca filmin sonuna kadar ısrarla;
-Walla bu süper bi yere baglanacak kalı kalıvercez diye ikna etmeye calıştı beni ama cıx! sonunda, yok ya bu tam yönetmen filmi olmuş diyip ustalıgını konuşturdu, sagolsun..

Hic iyi dileklerle ugurlamak istemiyorum filmi..
İnşallah agududu alır..
Oscar alırsa, yakarım bu gezeni! : )
Gitmeyin, izlemeyin derim..

Dip not1 : Edward'ın canlandıgı zenci özentisi kuzey aksanlı beyaz karakter aslında 10 üzerinde 5 alır sanırım ya..
Dip not 2 : Beynim sanırım bizim bebek kuzenleri cocuk filmine götürmekten kücüldü ancak cocuk filmlerini anlıyorum zira, Cılgın Hırsız'ı 2 kere izledimmm! he-hehe-hehe ayı mı calıjannnn janım?!! :D



Pazar, Ekim 10

Hayatımın fiLmi..


Herkezin hayatında vardır ya hani anLar.. anıcıkLar..
Unutkanlık başlamış bile olsa, saçlarında ki beyazlar artık hürriyetini ilan etmiş bile olsa anıcıklar vardır işte silinmez..
Yeniler.. Eskiler.. Bazen eskimeyen yeniLer..
Düşündükce, gülersin.. gülümsersin hatta bazen o sahnenin ortasında bulursun kendini öyle anlardan bahsediyorum.

Anladınız degil mi hangi anlar, anıcıklar?!..
Hayatın filmidir işte o anlar..
Hayatmın filmi.. Film demişken; yeni reklam filmini ceken yarım akılı zihniyet ben senin .... emi!!
Neyse, gelelim..
Benim değişmedigim, geride kaldıgım anlarıma..


-Bu Yılmaz Erdogan'da burda ne öküz..
-He, aynı ben..
-Hı?!! he, evet aynı sen..
-Öküz müyüm ben yanı?!
-Ee, sen dedin..
(Haybeden gercek üstü aşk üstüne yorumlar..)

-Ayakkabıııııııııııııııııııııııııııııııııııııııı!!
-Kaçmaaa, gel buraya kacma diyorummm kacma gel!!
(Selfridges'te ayakkabı denerken..)

-Bu nasıl olmuş?
*Güzel..
-peki, bu?!
*Buda güzel..
-Bu?!!!!!
*Güzell
-Off sende, birşey desene hicbirşey demiyorsun..
*ne diyim, anlamadım ki?!!
-Ne bileyim, güzel de birşey de..
*Güzel..
- Nassı ya?!!
(Topshop geyikimsileri..)

-Alooooo, Nerdesin?!!
*Irlanda..
- ?!!!
-Allah belanı vermesin senin..

-Geciktim mi?!
*yo, beklemedim cok..
-İyi, alış.. sen daha cok beklersin beni..
(Mavi Balık, wc'si önü)

-Tavla atalım mı?!
*Nereye?!
(Her tavla oyunu öncesi..)

-Ben şimdi anlıyorum, filmlerde nasıl ölü makyajı yaptıklarını.. Fondötenini böleee sürüyorsun bembeyaz oldun kız..
*hııı, dimi!
3 gün sonra..
-Yanakların niye böle oldu senin?!
*Alerji oldum, ölü makyajın yüzünden..

-Bu kedi yanar mı?! cattttt!!
*O-ha ya!

-Peki bunu seviyor musun?
*Hayır..
-Bu?!!
*Hayır..
-Bunu yapınca..
*Yahu hayır.. Sevmiyorum sacımı ne gözüme ne burnuma ne kulagıma sokmanı sevmiyorum..
-Yapma be olsun, cok güzel ama..

-Amerikan'ın başkenti neresi?
*Newyork!
-Puhahahahah yok artık, Wash. D.C.!
-Hadi lan.. Newyork işte ben biliyorum..
*Yahu, Wash. D.C. (Dominic city)
-Soralım..
*Sor..
-Hacı abi, A.B.D'nin başkenti neresi?
--Was. D.C.
-Yapma be, emin misin?
*Puahahahahaha!!
-Sus be kızım!

-Sen dogdugunda, burun muydun?!
* Of ama ya!
-Annen seni burun dogurmuş, gözlerin sonra cıktı ortaya..

-Bundan sonra saglıklı beslenelim mi?
*Olur..
-Tamam..
-,* Hadi Subway yiyelim!!! : )


Yüzüklerin efendisi kralın dönüşü
-Off başka film mi yoktu?
*Ya bak, süper film ben kitabını okudum süper ama..
- hmmm horr... hııı
*uyudun mu?!
Filmin bitmesine 20 dk kala..
-O Liv Taylor mu?
*Evet..
-Hadi be, niye söylemedin?!!

-Ne yapıyorsun?
*Sivilceni sıkmaya calışıyorum..

*Ne yiyorsun sabah sabah?
-Jelibon
*ıghh ne migdesiz şeysin ya, bana da versene?! :D

-Bak şimdi bu dik acı 90 derece x=90 ise y'de şurda ki geniş acı.. anladın mı?
*hı hı..
-y nerde?
*hı?!
-Salak mısın?

Hatırlıyorum aslında..
Unutuyorum bazende yaşlılık işte..
Bazıları hala ARAF'ta.. Unutmakla kazınmak arasında bir yerde beynimde..

Hani olur ya..
Oluyor bazen işte hayatımın filminde..








Pazar, Ekim 3

eLveda..


Bazen sadece veda eder insan..
Arkasını döner, gider.. Bakmaz bile, ne acı..
Arkasından aglayan var mı yada kalbi acıyan bilmez bile.. Ceker gider..
Bazen yarım kalıverir..
Bazen de, tamamlanmasa iyi olur cinstendir veda..
Cok kez, yaşamışsan vedaları hangisi daha cok acıttı hatırlamazsın bile..
Öylesine benimser ki insan, vedaları gözleri dolamaz bile..
Olsun, bitsin der bi an önce..
Olsun bitsin bu acıncası, cekilmez, kötü an..
Kac kez yaşanır böyle anlar insan hayatında?
Bilip bilmedigi kac vedası var insanın..
Kalp aslında bedenden önce alışır vedalara.. Beden, kalbin yükünü taşır gösterir arsız duyguları yüzün hatlarında..
Nelere veda ediyor insan?!
Cocukluguna..
Hayallerine..
Sevgilere..
İnsanlara..
Hic sesi cıkıyor mu insanın?
Dur, hayalerim gitme diye..
Dur desen, gitmez belki..
Kim ister, sevildigi yeri terk etmeyi?!
İyi agırlıycaksın sevdigini, ki yanlızla sevgili olmayasın..
Yanlızlık, öyle şımarık öyle sırnaşık bir fettan ki.. yer bitirir seni..
Herkez gider, herkez terk eder ama yanlızlık hic veda etmez, diger vedaları bekler; bekler ki sırnaşabilsin yanına..
Yalanım yok.. Alıştım ben vedalara..
Kalbimde alıştı, veda etmeye zorlanmıyorum artık hic..
Sadece, gece yüzümü tavana dikip ne hissettigimi bilmeden bakmak olmasa..
Ah bir olmasa..
Yakamı bıraksa bu, haller.. ah bir bıraksa..
Hatırlıyorum hala, taze bir yerlerde vedalar..
Öyle taze ki; gercek gibi..
O son bakışı..
Dur diyemeyen beni..
Kac veda yaşıyoruz?
Niye veda ediyoruz? Acıttıyor be kardeşim.. Acıyor hala!
Tuz döker gibi, dönme bari arkanı..
Bakma ki, kalbim bedenimden önce toplasın kendini..
Veda bile demezler, 'Elveda' süslenmiş hali..
Yesinler..
Ne o aglıyor musun?
Yok, yok.. Aglamazsın sen..
İnsanları birbirine baglayan şey, göz yaşlarıdır tadında bir laf hatırlarım agladıgım sırada..
Demesi kolay da, etmesi zor; Elveda..






Pazar, Eylül 26


Dun sabaha kadar Aşik veysel, Aristo, Mevlana, FSM, Adolf Hitler, Eros ve ben oturduk muhabet ettik.. :) konu cok, tipler alemdi! Ee, mevzu dondu dolasti aska geldi; kafandan cikan sesin bini bin para.. Anlasamadik, Eros'a yuklendik yazik, onun ne sucu var? Mevlana'yi dinledik ilahi asktan bahsetti.Icimiz mest oldu.. Onun asik ile masuk'unu dinlemek ayri zevk eyledi gonlumuze.. Asik veysel'den duyduk aski.. Onuda sevdik, aristo sacmaladi ask dedigin, kisinin birine duydugu buyuk nefrettir diye.. Fsm'e daldim hayran hayran.. Ne yalan soylim, asik olucaksa bi disi ona olmali.. Adolf'a baktim, aristo'yu gordum.. Kesin, bir yahudi kizi sevdi hepimizden gizledi..

Sonra sustu hepsi, ben konustum.. Ask dedim, sustum.. Ask, dedim' yine sustum.. Sahi neydi insanin kalbini de aklini da alip, bir zaman islevsiz birakan bu, 3 harfli mevzu? Sanirim, buldum da.. Asik olunca, bir kula yaradandan oturu sevmeli mevlana gibi; fetih icin gerekirse karadan gemiler yurutmeli; asik veysel gibi uzun ince yollar gitmeli belli ki.. Kiskanclik dedigin, nefret ettirmeli ondan aristo'nun dedigi gibi sonra herkezden gizlemeli.. Katletmeli aski..

Ustune, 2 damla goz yasi orasi Allah'in emri.. Durmali ama dusunmemeli.. Derin bi nefes alip, yasamaya devam etmeli elbet, yasadigim sehir istanbul gibi.. :) Eros'un bir sucu yok, aptallik sende olmadik zamanda olmadik yerde ne demeye durursun, okun onunde? Her merak iyi degildir bunyeye, vazgecmeli bir an once.. Yoksa, baktiginda aynaya; yillarca kemirir karsindaki gozleri kadar kararmis yuregi olan yabancinin kimligi, icini.. Bu ben miyim? dersin, hep bir merakla..

Ne gerek var, Erosu'un bedduasina?! Hitler'in nefretiyle yogrulup; kendini kaybetmeye?
Hi?!..

Perşembe, Eylül 23

Romeo & Juliet


Bana Romeo’mu ver sonra öldüğünde;
al da küçük yıldızlara böl onu..
Onlar göğün yüzünü öyle bir süsleyecektir ki,
Bütün dünya gönül verip geceye..
Tapmayacaktır artık o muhteşem güneşe..

Romeo&Juliet..

Pazartesi, Eylül 20

Son*dan* Bahar..


Sonbaharı en güzel şehir bana göre Londra'dır..
Green park'ın ordan yürümeye başlayıp, elinde kahve ile eve kadar gidebilirdim..
Onun yerine ofisteyim, ac gözlülük etmeyelim yeni döndüm daha..
Sabah gözlerimi actıgımda düşündüm, keşke orda olsa mıydım diye?!
Olsa mıydım?
Dogrudur, bir gecede karar verdim master yapmamaya..
Ertesi gün bütün gemileri yaktım..
Neyi neye tercih ettim bunu anlamam 8-9 ayıma degdi..

Sonbaharı en güzel şehirlerden biridir, İstanbul..
Bir anda sogmaz..
Yavaş yavaş.. Ilık ılık düşer, metrenin derecesi..
Park yok gerci ama türk kahvesi var.. o da olur..
Babam var..
Annecikte var..

Aklımda var 1-2 şey cıkamıyorum icinden; sonbahar hikaye.. yazmam lazım diye aldım elime sazı..

*Mesafe mi? Ara mı?
*Aşk mı? Sevgi mi?
*Sen mi O mu? yoksa, sadece biz mi?
*Evlenmesek cidden olmuyor mu?
*Pişmanlık mı? Deneyim mi?
*Adam mı? Erkek mi?
*Kadın mı? Kadıncık mı?

Kafamı davul gibi etmek icin ne kadar gücüm varsa ugraşıyorum vesselam..
Bir dur Hülya.. Bir sakin ol!
Yaşa gitsin, neyin telaşı bu?!!
Diyorum da neye yarıyor..
Benim aglamam lazım.. Salye sümük tepine tepine zırlamam lazım da.. Kacırdım o treni.. Kactı gitti benden..
Umarım, tekrar aglayabilirim.. Birgün bile olsa..






Pazartesi, Ağustos 23

2. Ceyrek ÖzetLendirmesi..




Oruç bu sene ciddi ciddi yordu mu beni bilmiyorum ki..
Kimseye ramazan gelmemiş, şirkette üstüne üstlük..
Bir fetva almalı bence hocadan 'Ramazan'da yemeyiniz ama iciniz..' şeklinde.. Vericek hoca var mıdır?? Lüffen, Lüffen..
Malumunuz..
Bir zamanlar 1. Ceyrek özetlendirmesi yapmıştım.
Gelelim 2'ye..
Hayatımda öyle amanın da amanın değişen şeyler olmadı..
Sadece, biraz-cık- daha yogun oldugumu hissettigim omuzlarım var..
Bakalım bi sn;

Mayıs


Mayıs'ta ofis'in yerini değiştirip sınırlarımı zorladım.. (3m2'cik daha fazla..)
Yaptıgım işi sonunda yavaşta olsa anlamaya başladım. (Kolay aslında; alışverişi yap, kopyala, kopyaladıgına çin, pakistan, Hindistan'dan fiyat al, üret..)
Bu işin şuan yaptıgımız şekilde yanlış yapıldıgını anlamam da aynı tarihe denktir.
Denklikten sonra, yanımda bi adet defter ve kalemle dolaşmaya başladım. (Zınk proje üretimi icin..) Kalınlıgı göz dolduruyor! :)
Kadınlarla calışmak, dünyanın en zoru şeyi..
Bu ay pek asosyal gecti!
Öncesinde 8 ay bir ugraşı varmış arkadaşın nihayet söyledi! (Oysa, başlarda egitim şart derdi! köftehor..)
Seyehat yaptım yapmasında da, nereye gittim inanın unuttum..
Sanırım, Barcelona..




Haziran
Agustos'ta başımıza ne gelicek bilmez halde;
-yahu, bu havalarda ısınmadı gitti dedim.. (dedim mi? dedim..)
-Aaa bombaya gel!!! Dügün vardı ya!!! Kuzenimi e-verdik.. Hayatımda ki, en zor geceydi..
En zoruydu, resmen.. hala düşündükce, klavye'deki tuşların yerini karıştırıyorum..
-Benziyor..
-Benziyor..
-Bilmedigim bir bicimde ay saymaya başladım, hesapladım - haziran'a geliyor.. Rabbim sabır versin..
-Londra'ya gittik sahi biz ya dügünden sonra.. Söz verdi, The phathom of the Opera'ya götürcek beni!
-İşler daha bir agırlaştı..
-Barcelona, Londra x2.. yatagımı özlüyordum.


Temmuz


Al sana bir dügün daha.. (Kendime n.h yaparım ben dügün!)
Al sana 3 seyahat daha (Cenevre, Berlin, Barcelona..)
Bir tuhaf sıcak esinti geliveriyor camımdan iceri.. Sıcak mı ne?
Babamla annem, birbirlerine cok aşıklarmış :)
En yakın arkadaşlarımla 25 sene sonra tanıştım.. (Asla, kazık yemem artık..)
Rabbim, sizi benden almasın.. ya önce benim canımı alsın, sizin yoklugunuzu görmeye dayanamam annecik, babacık! :)
Ramazan geldi gelicek söylemleri başladı..
Refarandum, bünyemde hortladı!
Büyüdüm..
Ağustos


Emre Altug'a lanet okudum.. (Sıcak cok sıcak, daha da sıcak olcak! herşeyi de bil zaten!)
Cok sıcak yahu!
Ramazan geldi hoşgeldi.. (Rabbim sabrını versin, cok zor ya!)
Hayatıma geldigin icin teşekkür ederim..
Londra'yı özledim..
Aklıma takılıyorsun, nedendir bilemiyorum..
Dularımı cogalttım..
Daha cok agladım..
Dogum günümdü.. Hayatımda gecirdigimin en güzeliydi.. (gecmişe haksızlık olsun istemem.. )
Bu yaşıma kadar hic bu kadar 'sevildigimi' hissetmemiştim..
Masamın üzeri, botanik bahcesi gibiydi..
Hediyelerimden cok, yanımda olanların hediye oldugunu hissettim..
Hiç birşeyin eksikligini hissetmedim..
Eksik olanlar icin, özledim..
Bol bol, calıştım..
Gelecek icin hayaller kurdum..
Planlar yaptım..
Dualar ettim..
Nefes alıp verdikce, şükür etmeyi ögrendim..




Sevgiler,
hLy'..










Cuma, Ağustos 20

Happy b'day 2 me..


Aslında bu yazıya başlamadan önce, kontrol etmem gereken şeyler var;
-Cahit Sıtkı Tarancı 25 mi demişti, 35 mi?
-25 bakıldıgında nasıl bir yaştır anlayan varsa rica etsem, beri gelebilir mi?
-Nasıl hissetmem lazım? Olgun mu? Beni bıraksan, hala barbie evi diye aglarım da (cok şükür artık 1 tane var!!!) :)

Neyse, bunları bir kenara bıraklım şimdi; belli ki yaşımız bir bakımdan kemale erdi..
25 yaş ciddi sorumluluk..
İyi kötü birşeyler ögrendi mi dersin bu kız?
Kor ateşlerde büyüttü mü dersin kendini?
Uslandı?
Akıllandı mı dersin?

Onu bunu bilmem ama hiç ögrenmedi desem, yalan söylemiş olurum kendime..
Saçlarımında ki beyazları saymıyorum artık..
Ruhumda ki dikiş izlerini takmıyorum artık..
Hele hele, biten dostluklarım mı? Yapmayın.. Hiç olmayanları, saymıyorum bile..

Liste yapsa bu kız neler ögrenmiş dersin hayatının 25 sezonluk 'canlı yayın'ında..

-Babamın kızıydım.. Hep onu kızı oldum.. Cok şükür ki, öyleydim..
-İlk aşkım babamdı.. Son aşkım onun benzeri..
-Dostluklarım icin caba harcadım! Vicdanım rahat mı? Rabbim biliyor ki rahatım..
3 yıl boyunca (Londra'da en cok onları özledim..)
Kalbim hep yanlarındaydı..
Gelecekleri icin, güzel şeyler diledim..
Kırmamak icin, ugraştım..
Evet, dogru yaptım ve söylüyorum..
Gercekten sevdim.. Kalbim, gercekten kız kardeşler istedi!
İstemeyenler icin, cırpıncak halde değilim, saldım cayıra başka kanka'lar kayıra..
Şu varki, ögrendim.. Kimse kimseye zorunlu degil.. Muhtaç degil.. Kalbin severse, seversin istemezse sevmezsen bu kadar basit..
Kalbim kaldırmıyor artık, ic içe gecmiş tuhaf ilişkileri.. Hasetleri, kıskançlıkları.. (Dondurmayı bile sade sever oldum..)
Kişi sevdigi ile berabermiş.. Bunu da ögrendim..

Sonra güven meselesi var..
Tuhaf ama bunu da ögrendim..
Güven..
Güven, teslimiyetin anahtarı derlerdi, hadi be derdim.. Öyleymiş ögrendim..
Güvenmeyi, güvenebilmeyi ögrendim.. (Güvensiz gördügüm her anımda..)
Ögrendim ki, güven sadece; babaya, anaya, kardeşe ve eş'ine olurmuş..
Teslim olucaksan, git bunlara ol..

Arkadaşlıklar kaybettim..
Kayıplarım icin, dogru karar demeyi ögrendim..
Ögrenemeyenler icin söylüyorum; kayıplarınız kayıptır! Siz kaybetmiş sayılmazsınız..
Yenileri icin, hala umutum varmış.. Ögrendim.. Seviniyorum..

Ve ben, özür dilerim;

-Kırdıgım kalpler icin.. (İnanın icimde kötülük yok, sadece hırs.. sadece fazla sevebiliyordum..)
-Her kimi acıttıysam..
-Her kimde ne hakkım varsa.. (Ben bütün haklarımı helal ettim, sizde edin bana..)
-Bilmeden yaptıgım yanlışlar icin..

Bu kız, bugün tam 25 yaşında..
Herkeze teşekkür ederim, bana kattıkları icin..
Herkezden özür dilerim, kalplerini azıcık bile kırdıysam..
Ben mutluyum..
Kalbimi, yanına dayadıgım insanlar, gercekten var..
Herkez icin hayırlısını istiyorum Rabbim'den..
Bildigim, hayatımın limanında kim demir attıysa, dualarım sizinle beni de dualarınızdan esirgemeyin inşallah..

25 yaşım kutlu olsun..
Sevgiler..
Hülya



Pazartesi, Ağustos 9

Yusuf ile Züleyha..



...Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca yusuf diye başladı, yusuf diye bitirdi. gördü ki, hitaptan öteye geçemedi..

Anladı ki, aşkın nâmesinde, ser-nâmeden öte kelam yok. ve züleyha'nın lügatında yusuf'tan öte sözcük yok. bil ki, kelamdan da öte sadece ah var, ah ki dünya onun üzerinde durur, gökkubbe onun hararetiyle döner...''

''..işte bütün hikaye; kim düştü kuyuya, yusuf mu, züleyha mı? zindan kimin kaderi, yusuf'un mu, yoksa züleyha'nın mı? yusuf ve züleyha yok aslında..

Pazartesi, Temmuz 12

Hz. MevLana..


Hz. Mevlana; icine baktıgımda icimdekileri gördügüm tek mübarektir; ruhumun ikizi gibi..
Belki de, onun kadar yalın olmak istedigim halde olamadıgımdan bu gayem; bu cabam..
Keşke Mevlana olabilseydim; icimde..
Onu görebilseydim..
Keşke Şems olabilseydim..
Kendimi görebilseydim onda..

...Şems’ten ayrılık onu çok üzmüştü, ama sonunda Onu kalbinde bularak arayışını terk etti. Bu halini şu beyitle dile getirerek sevgi ile ulaşılacak mertebelerden haber vermiştir.
“Beden bakımından ondan ayrıyım ama bedensiz ve cansız ikimiz de bir nuruz.
Ey arayan kişi! İster Onu gör, ister Beni. Ben O’yum, O da Ben..'

Hz. Mevlana..

Pazartesi, Haziran 28

Karışmak..

Dün gece, sessiz sessiz konuşurken söyleyiverdi birden..
Karışmak diye..
İnsanın birbirine karışması..
Sen ve O iken, Biz olmak gibi karışmak..
Kimya geliverdi aklıma, o saatte hemde.. Lisede bile, dersinde düşünmek istemezdim ya..
Karışmak..
Karman corman olmak gibi..
Birşeyler vermek, birseyler almak..

Bunun da kimyası var ya, insanda..
Kimisi karışamaz bak; ikiside sıvı olsa bile..
Su ve Zeytinyagı gibi..
Zorlasan da, karışmazlar birlerlerine..
Halbulki, biri hayat verir biri tat.
Ama gel gör, inat mı inat!
İnsanın da böylesi var demek ki; yıllarda gecse karışamaz birine olur olur..
Kimisi de, an olur karışıverir.. İç içe gecer bütün duyguları; tüm benligi..

Tıpkı; Limonata gibi.. Yanlız başına, Limon yenmez ekşidir tadı.. Yanına suyuyla, şekeri koy biraz da, nane.. O zaman, iş bir başkalaşır.. İnsan'da böyle.. Yanlızken, ekşi olsa bile koyarsan kimyasına birazcık şeker.. Ama sorulası şu olurdu herhalde.. Hangi maddeye? Hangi bileşken? O da, sanırım ki.. Kader.. Kısmet.. Hayır/Şer.. Rabbim, dogru karışmışlardan eylesin..Ve, unutmadan; Herkezi, hayırlısıyla bir eylesin..
Amin..


Pazar, Haziran 13

Ben ve benden fazLa..


İnsanoglu bu..

Ben hep böyleydim, karakterim bu..
Oturdum artık ben ya..
Beni kabul eden böyle etsin..
diye uzun uzadıya kalıp olmuş sözleri vardır, he işte demiyceksin kardeşim.. Sen, hep o degilsin fark et artık..

İnsanlar değişir mi?? Bal gibi de değişir ana hatları aynı kalsa bile degişir kardeşim..
Böyle bunu bir kabada koyamaz, bir kalıba da sıgdıramaz kimse, olan olur bazen..
Hep düşünürüm, sonrada icimden kıs kıs gülerim..
Herkezin icinde, 3cm boyunda serce parmak 'ben'(cik)ler var mıdır acaba diye?
Tuhaf ama düşünürüm işte..
Ben, benimkiler cok kavga ederdim de.. Bakmayın hala pek anlaştıgımız söylenemez ama yaş kemale erdi; onlarında pek kavga edesi kalmadı..

Birde hayat, artık bize istedigimizi mi verdi yoksa, verdiklerini biz mi kabul eder hala geldik ama oldu bir kere..
Kaybettiklerimiz oldu, kazandıklarımız oldu; ortak sevdiklerimiz.. vazgectiklerimiz.. ama oldu işte..
Ali poyrazoglu'nu cok sevmem ama bir yerde okumuşlugum o zaman söyleyemedigim ama cok sevdigim bir yazısı vardı, hatırladım..
Acaba bir gün bende, benimkileri böyle toplasam mı bir masanın başında konuşsak uzun uzun?!
Yok, hır cıkarırlar şimdi onlar..
Anlaşamaz, biri digerini kırar..
Biri oyun bozanlık yapar..
Biri kesin aglar..
Biri hep ciddi ve mesafeli..
Bir tanesi hala cocuk..
Sevsem mi bilemedim ki ama gercek; alıştım ben onlara..


"Şunları bir araya toplayayım, bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım..
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.

Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum. Mumlarıda yaktım.

Bak hepsi, Erick Satie severdi.
Hatırladım.
Müziği de ayarladım.

Geldiler.
20 yaşında ben, 35 yaşımda ben,40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.
20 yaşımdaki beni, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da, ben geçtim.
20 yaşım,35 yaşımı tutucu buldu.
40yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim..
"Sen karışma moruk" dediler.
Büyük bir hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
20 yaşım 40 yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler.

Bende kabahat, ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine..

Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti, yarın meçhuldür, O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür..

'Ali Poyrazoğlu

Cuma, Haziran 4

Aşk..

Gözbebegi; insanların yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir.

Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakından görmek istemez.

Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka 'gözbebeğim!' diye hitap edilir.

Elif Şafak..

Cumartesi, Mayıs 29

KaLbimin yarısı.. BangLedesh!

Nihayet evimdeyim..
Odamdayım,
Yatagımdayım..
12 saat süren Dhaka-Dubai, Dubai-Istanbul yolculugundan sonra evdeyim..
Gercek dünyadan mı geldim, gercek dünyaya mı geldim kafam hala davul gibi anlamış bile degilim..
Kalbimin karıştıgı, canıma dokunan taşların haddi hesabı olmadıgı 6 gün gecirdim.
Dünya üzerinde hic bir yere bu kadar kolay ısınamamıştım, bu ilk oldu.. Ögrencilikten sonra bile, dogdugum yere alışmak aylarımı almışken, icim ısınıverdi.. Oluverdi işte..

Bagladeş, başkenti Dhaka olan şirin kücücük yerin bilinen 154 milyon nufusu ile karınca yuvasından farkı yok, %33 okuma yazma oranı, 990 tane doktor, kişi başına düşen gelir yılda 500$ kadar..
Dogru, dünya üzerinde ki en fakir ülke..
Bagımsızlıgını, önce Hindistan'dan sonra Pakistan'dan alan ülkecik..
Muson iklimi; sürekli yagmur başları selle dertte..
Yetişmeye müsait olan sadece pirinc..
Bakıldıgın da, kızım işin mi yoktu gittin oralara diyesi geliyor insanın ama gel gelelim ki; öyle degil..
Dünya'nın dokunulmamış cenneti..
İngiltere sömürgesi, nasıl sömürülmemiş olmuş diyorsun ama..
İnsancıkları..
Henüz kirlenmemişler..
Şimdi hic amannn ne fakirlik, aman cok hüzünlendim filan yazamam zira icimden hic öyle seyler demek gecmiyor, aksini yazmak istiyorum...
Gördüklerimi söylemek istiyorum..
Baksanıza kendinize; ne cok şey icin 'acınası' 'anlaşılması' gereken hallerdeyiz..

-Türkiye şartlarında gecinmek cok zor..
-İşimden memnun degilim..
-X'le ilişkimde sorunlar var, mutsuzum..
-Y, arkamdan konuşmuş..
-Yeni acılan yere hala gidemedik, manyak gibi gitmek istiyorum..
-Hayatım, b.k gibi!
-Terk edildim.
Vs.. Vs..
Gülmemek icin, ne kadar sebebin var senin böyle?
Dostum, yapma.. onun hic böyle sorunları yok ki, senden kat kat mutlu bence ( kime baksam, sokakta gülüyordu bana..)
Hic böyle bir dertleri yok, niye olsun ki? O henüz cok temiz..
Kirlenmemiş..
Karmaşık ilişkilerine hükmeden bir egosu bile yok..
Yaradan ona, neyi verdiyse o, seviyor; seviniyor..
Eşitlikten baktım birde olaya..
Bütün dünya kavruluyor, eşit şartlar alında yaşamalıyız diye.. Daha komigi, kadın erkek eşitligi diye inim inim insanlar var, Avrupa'nın göbeginde güzel ülkemde..
Yapmaaaa..
Ne olursun yapma..
Kadın ve erkek eşit degiller, sen ne demeye karşına aldın ki şimdi yaradanın, yarattıgını.. öyle bir dengeye bile gerek yok..
Kadın da erkekte, var ki birbirlerine yoldaş olsun diye.. Tamamlansınlar diye..
Kadınlar da, erkekler de, arı gibi calısıyordu.. Belki yokluktan ama en azından böyle sacma salak konuları tartışcak kadar, degersiz degil vakitleri..

Cocuklar.. Bebekler..
Elleri yüzleri pislik icinde ama yok cekimlerine kapılıyorsun işte..
Sessizliklerine, mahcuplarını..
Görmüyorsun kirini öpüyorsun, oynuyorsun işte..
Cocuk heryerde aynı, her yerde melek gibi..
Ama orda, cocuk olmak.. Cok başka eminim..
Kalbim, bedenim cok yer gördü belki ama hic birini bu kadar sevmedi..
Hic bir yerde bu kadar, Rabbin'e yakın hissetmedi..
Şükrün ne oldugunu, hic bu kadar net görmedi..
İster mi tekrar gitmek?
İster ya..
Görüşmek üzere, minik ülkenin minik insaları..
Rabbim, yar ve yardımcınız olsun..





Cuma, Mayıs 14

Robin Hood!


Üstünüze afiyet, uzunca aradan sonra sinemaya gittik bugun..
Pek bir iyi geldi..
Hele dışarda sıcaklık gölgede, Dubai'yle a-şık atarken, serin serin..
Fark ettim, ne kadar korku gerilim filmi varsa, yazın cıkıyor piyasaya.. Bu aylarda, henüz yeni cift ol(u)cak arkadaşlar icin;
- Ulan, kız korkar yaklaşır bana, bende pencemi atarım hemen kızın eline işim kolaylaşır mantıgına destek midir, anlamadım ki..
Neyse, yapımcıların genclık donemlerine bakmak lazım.. : )
Gel gelelim, filme..
Ee, esasoglan Rusell Crowe esaskızda; hastası oldugum Kate olunca bende oldu beklenti kocaman..
Eee, birde hikayelerini ingiliz yazarlardan okuyunca.. dedim herhalde, Kevin'i donunda salladıgı bir film olucak bu..
Oturduk, başladık izlemeye..
Hemen mi başlasam filmi eleştirmeye acep?

İndi bagh;
- Hikayelerin hepsinde ortak fikir, Robin'in Kral John'a degil Şerif'e karşı isyanıydı. Cünkü aksi
ve burnu büyük Kral vergileri agırlaştırınca; Şerif'e diklenen Robin kendini ormana vurdu (Öyle, kral bu höttt diyince olmaz..)
-2. olarak, Robin Hood hic bir hikaye'de Haclı Seferlerini görmedi, sıradan bir tarla süren arkadaştı.
Film, ilk yarı oldukca agır işleyen 2. yarı sapına kadar ingiliz milliyetciligi kokuyordu (bakınız)
-An Englishman's home is his castle. (Cok ama cok populer bir ingiliz deyimidir kendisi; bay William ve bayan Marry Morris tarafından; anlamı ingilizlerin en güvenli oldugu yer, kendini en iyi savundugu, korumakla hükümlü oldugu yer anlamına gelen, kalesi evidir gibisinden bir deyim..)
-Rusell'ı filan gectim ama Kral John'a hayat veren arkadaşı yürekten tebrik ediyorum acıkcası, filmde bir tek o carptı gözüme.. O nasıl kötü bir Kral'dır öyle.. Kimse, ben derim ki bu arkadaş mutlaka canlandırsın Kral Henry'i.. Ciddiyim..
Kabalık desen onda..
Karı kıza düşkünlük desen onda..
Kaypaklık onda..
Höytt höytt onda.. Kral dedigin öyle olur kardeşim, takar takıştırır parmagına yüzükleri, verir sözleri sonra cayar..

Film de hic zenginden alıp fakire veren bir Robin yoktu, (cok sükür ki) onun yerinde kafası calışan bir Robin vardı; arpalarını kimselere yedirmeyen, kurak tarlarını eken bicen bir Robin ve bence, bu anlayışı ile oldukca taktir edilesiydi.
Sonuc olarak, filmi özünde güzel fakat cok cok yavaş işlenmişti yine de gidilir mi? Kate icin evet!
p.s. : Bu yazı biraz daha uzarsa, ben cenemi tutamam ve siyasi bir yazım olur korkusuyla kısa kesilmiştir.
p.s. 2 : Bu ara, canım şöyle saglam bir komedi izlemek istiyor önerisi olan? : )





Çarşamba, Mayıs 12

Herşey; Sensin..


Yerin seni çektiği kadar ağırsın..
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın..
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin;
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün;
Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kar sayma;
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun..
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin..
Sakın bitti sanma her şeyi;
Sevdiğin kadar sevileceksin..
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret..
Ve;
Sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın..
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü..
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve;
Karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir..
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir..
Ve;
Herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…
Can Yücel'

Cumartesi, Mayıs 1

BeLki bir zamanLar..


Nerden de geldi aklına bilinmez..
Öylesine, gidelim mi yahu, merak ettim bak şimdi dedi..
Der demez, kalbim de sanki uzun bir zamandır, atmayan bir damar varmışta bir anda icine kan pompalanmış gibi hissettim..
Serde, kütüklük var ya konduramıyorum da kendime..
Yolu hatırlayamam belki dedim, yok ya hatırlarsın dedi..
Tuhaf neyini merak ediyor ki diye diye götürdüm, cocuk oldugum yere..
Ya sahi, bir zamanlar ben cocuktum..
Avludan iceri girdigim anda, yaşım 7 oldu..
Tam 7 yaş..
İlk yara izim..
Bir bir elmaların üstüne bıraktıgım süt dişlerim..
Yeni asılmış camaşırların deterjan kokusu geldi burnuma..
Öylece şaşırmış gözlerle suratıma bakıyordu, ne dedigimi anladıgından bile süphe ettim ama ne fayda..
Artık olgunlaştın kızım yüzüne yüzüne vuruyor baksana yıllar derken, boşversene cocukta oldum diye azardım icimde ki salak kızlara..
İhtiyacmış, ziyaret degil..
Özlemişim, babamların ilk atölyesi ordaydı, camları iyice kirlenmiş icerisi iyice pislenmiş..
Annem, orda oynamamıza izin verirdi, sınırlarımız ordan ibaret sayılırdı oysa şimdi bir sınırım bile yok ucak biletim ve gitmeye hazır halde hatta bazen mecburu gönderilen ben.. Keşke sınırlarım hep o atölye kadar olsaydı da hayallerim küçülmeseydi.. Ayaklarım yere hic basmasaydı, ben hep o sınırların icinde ya, külkedi kalsaydım yada cüceleri olmayan pamuk prenses..
A, ve tabi atoleyenin hemen caprazında ki bakkal..
Arkadaşların hepsi ordan acık sakızları bakkal peynir keserken doldurdu ceplerine Sulugöz, Şıpsevdi, Falım filan.. Ben bir kere alamazdım,;
Valide hanım; - Başkalarının eşyalarını izinsiz alırsan, Allah seni görür o an ellerin taş kesilir seni ayıplar diye ögretmişti eylem anında, ya ellerim taş olur da öyle kalırsam diye korkumdan bir türlü gitmezdi sakızlara, gerisin gerisi dönerdim..

Daha neler neler..

Ziyan olmasın diye yeni ayakkabı almazdık biz pek, halanın büyük kızı Derya ablanın eskilerini filan giyerdim, yokluktan degil yahu.. Öyle alışmışlıktan.. Büyük alalım, seneye de giyer.. E, bunu birazcık giysin yenisi alırız.. Bizimkiler öyle alışmış öyle gecti, belki şimdi bundandır benim deli gibi ayakkabı almam.. Bilmem ki.. Silik milik hatırlıyorum, Hürriyet caddesinde bir ayakkabıcı vardı pullu yandan baglamalı pembe bir ayakkabı vardı 7 yaşındaki cocugun ayagı o kadar mı büyük olur yahu, bir türlü numarası gelmemiş, geldiginde annem kış diye almamıştı..

Birde Evrim vardı.. Apartmanın en güzel kızı.. Yaşıttık ama yaşına göre uzun benden de bir o kadar zayıftı hem Şenol onunla evcilik oynuyordu benimle erkek oyunu oynuyordu. Babası, yazları beymuz balon filan kışları da salep alırdı.. Ben 17 yaşında ilk kez içtim salep'i.. O da yokluktan degil, bizimkiler sevmezdi ne geregi varmış mıymış..

Hee ve, salamlı veya nutellalı ekmek olayı.. Her akşam marifet gibi ellerine verirlerdi cocukların salıyorlardı sokaga annem hayatta izin vermezdi ne yenicekse ille evde yenmeliymiş onları alamayan cocukların, canı ceker diye hic sokakta salamlı veya nutella yiyemedim ve en sevdigim şeydir, geze geze yemek yemek şimdi..

Hiç birini anlatamadım; şaşkın şaşkın bakıyordu çünkü ama sanırım anladı o, kocaman bir damla göz yaşımdan; ben (beLki) bir zamanLar cocuktum..






Salı, Nisan 27

Bir kuL Avni..


Yıllarca yazsam, her yazdıklrımı silip baştan yazsam.. Günlerimi sadece yazmakla harcasam, ben biliyorum Avni'nin sahip oldugu aşkla yazılmış bir satır bile dökülmez kalemimden..
Bir kul Avni..
Bir kul (biLe) olamayan, bir ben kimsesiz..

Hiç kimse yok kimsesiz
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi

Kimse aradığım yollarda
Kimsesizlik kimsem oldu
Dinsin artık hicranın cana
Kimse aradığım yollar
Kimsesiz kimselerle doldu

'Avni..'