Pazartesi, Ağustos 9

Yusuf ile Züleyha..



...Züleyha Yusuf'a bir mektup yazmaya başlayınca yusuf diye başladı, yusuf diye bitirdi. gördü ki, hitaptan öteye geçemedi..

Anladı ki, aşkın nâmesinde, ser-nâmeden öte kelam yok. ve züleyha'nın lügatında yusuf'tan öte sözcük yok. bil ki, kelamdan da öte sadece ah var, ah ki dünya onun üzerinde durur, gökkubbe onun hararetiyle döner...''

''..işte bütün hikaye; kim düştü kuyuya, yusuf mu, züleyha mı? zindan kimin kaderi, yusuf'un mu, yoksa züleyha'nın mı? yusuf ve züleyha yok aslında..

Pazartesi, Temmuz 12

Hz. MevLana..


Hz. Mevlana; icine baktıgımda icimdekileri gördügüm tek mübarektir; ruhumun ikizi gibi..
Belki de, onun kadar yalın olmak istedigim halde olamadıgımdan bu gayem; bu cabam..
Keşke Mevlana olabilseydim; icimde..
Onu görebilseydim..
Keşke Şems olabilseydim..
Kendimi görebilseydim onda..

...Şems’ten ayrılık onu çok üzmüştü, ama sonunda Onu kalbinde bularak arayışını terk etti. Bu halini şu beyitle dile getirerek sevgi ile ulaşılacak mertebelerden haber vermiştir.
“Beden bakımından ondan ayrıyım ama bedensiz ve cansız ikimiz de bir nuruz.
Ey arayan kişi! İster Onu gör, ister Beni. Ben O’yum, O da Ben..'

Hz. Mevlana..

Pazartesi, Haziran 28

Karışmak..

Dün gece, sessiz sessiz konuşurken söyleyiverdi birden..
Karışmak diye..
İnsanın birbirine karışması..
Sen ve O iken, Biz olmak gibi karışmak..
Kimya geliverdi aklıma, o saatte hemde.. Lisede bile, dersinde düşünmek istemezdim ya..
Karışmak..
Karman corman olmak gibi..
Birşeyler vermek, birseyler almak..

Bunun da kimyası var ya, insanda..
Kimisi karışamaz bak; ikiside sıvı olsa bile..
Su ve Zeytinyagı gibi..
Zorlasan da, karışmazlar birlerlerine..
Halbulki, biri hayat verir biri tat.
Ama gel gör, inat mı inat!
İnsanın da böylesi var demek ki; yıllarda gecse karışamaz birine olur olur..
Kimisi de, an olur karışıverir.. İç içe gecer bütün duyguları; tüm benligi..

Tıpkı; Limonata gibi.. Yanlız başına, Limon yenmez ekşidir tadı.. Yanına suyuyla, şekeri koy biraz da, nane.. O zaman, iş bir başkalaşır.. İnsan'da böyle.. Yanlızken, ekşi olsa bile koyarsan kimyasına birazcık şeker.. Ama sorulası şu olurdu herhalde.. Hangi maddeye? Hangi bileşken? O da, sanırım ki.. Kader.. Kısmet.. Hayır/Şer.. Rabbim, dogru karışmışlardan eylesin..Ve, unutmadan; Herkezi, hayırlısıyla bir eylesin..
Amin..


Pazar, Haziran 13

Ben ve benden fazLa..


İnsanoglu bu..

Ben hep böyleydim, karakterim bu..
Oturdum artık ben ya..
Beni kabul eden böyle etsin..
diye uzun uzadıya kalıp olmuş sözleri vardır, he işte demiyceksin kardeşim.. Sen, hep o degilsin fark et artık..

İnsanlar değişir mi?? Bal gibi de değişir ana hatları aynı kalsa bile degişir kardeşim..
Böyle bunu bir kabada koyamaz, bir kalıba da sıgdıramaz kimse, olan olur bazen..
Hep düşünürüm, sonrada icimden kıs kıs gülerim..
Herkezin icinde, 3cm boyunda serce parmak 'ben'(cik)ler var mıdır acaba diye?
Tuhaf ama düşünürüm işte..
Ben, benimkiler cok kavga ederdim de.. Bakmayın hala pek anlaştıgımız söylenemez ama yaş kemale erdi; onlarında pek kavga edesi kalmadı..

Birde hayat, artık bize istedigimizi mi verdi yoksa, verdiklerini biz mi kabul eder hala geldik ama oldu bir kere..
Kaybettiklerimiz oldu, kazandıklarımız oldu; ortak sevdiklerimiz.. vazgectiklerimiz.. ama oldu işte..
Ali poyrazoglu'nu cok sevmem ama bir yerde okumuşlugum o zaman söyleyemedigim ama cok sevdigim bir yazısı vardı, hatırladım..
Acaba bir gün bende, benimkileri böyle toplasam mı bir masanın başında konuşsak uzun uzun?!
Yok, hır cıkarırlar şimdi onlar..
Anlaşamaz, biri digerini kırar..
Biri oyun bozanlık yapar..
Biri kesin aglar..
Biri hep ciddi ve mesafeli..
Bir tanesi hala cocuk..
Sevsem mi bilemedim ki ama gercek; alıştım ben onlara..


"Şunları bir araya toplayayım, bir güzel muhabbet edelim" diye düşündüm.
Mutfak işinden de anlarım. Donattım sofrayı.
Bayağı uğraştım..
Hepsinin, ayrı ayrı ne yemekten, ne içmekten hoşlandığını iyi bilirim.

Bayağı da para gitti.
Birinin yediğini öbürü yemez.
Ötekinin içtiğini beriki içmez.
Dört kişilik sofra kurdum. Mumlarıda yaktım.

Bak hepsi, Erick Satie severdi.
Hatırladım.
Müziği de ayarladım.

Geldiler.
20 yaşında ben, 35 yaşımda ben,40 yaşımda ben ve bugünkü ben dördümüz.
20 yaşımdaki beni, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da, ben geçtim.
20 yaşım,35 yaşımı tutucu buldu.
40yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim..
"Sen karışma moruk" dediler.
Büyük bir hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
20 yaşım 40 yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler.

Bende kabahat, ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine..

Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti, yarın meçhuldür, O halde ömür dediğin bir gündür,o da bugündür..

'Ali Poyrazoğlu

Cuma, Haziran 4

Aşk..

Gözbebegi; insanların yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir.

Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakından görmek istemez.

Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka 'gözbebeğim!' diye hitap edilir.

Elif Şafak..

Cumartesi, Mayıs 29

KaLbimin yarısı.. BangLedesh!

Nihayet evimdeyim..
Odamdayım,
Yatagımdayım..
12 saat süren Dhaka-Dubai, Dubai-Istanbul yolculugundan sonra evdeyim..
Gercek dünyadan mı geldim, gercek dünyaya mı geldim kafam hala davul gibi anlamış bile degilim..
Kalbimin karıştıgı, canıma dokunan taşların haddi hesabı olmadıgı 6 gün gecirdim.
Dünya üzerinde hic bir yere bu kadar kolay ısınamamıştım, bu ilk oldu.. Ögrencilikten sonra bile, dogdugum yere alışmak aylarımı almışken, icim ısınıverdi.. Oluverdi işte..

Bagladeş, başkenti Dhaka olan şirin kücücük yerin bilinen 154 milyon nufusu ile karınca yuvasından farkı yok, %33 okuma yazma oranı, 990 tane doktor, kişi başına düşen gelir yılda 500$ kadar..
Dogru, dünya üzerinde ki en fakir ülke..
Bagımsızlıgını, önce Hindistan'dan sonra Pakistan'dan alan ülkecik..
Muson iklimi; sürekli yagmur başları selle dertte..
Yetişmeye müsait olan sadece pirinc..
Bakıldıgın da, kızım işin mi yoktu gittin oralara diyesi geliyor insanın ama gel gelelim ki; öyle degil..
Dünya'nın dokunulmamış cenneti..
İngiltere sömürgesi, nasıl sömürülmemiş olmuş diyorsun ama..
İnsancıkları..
Henüz kirlenmemişler..
Şimdi hic amannn ne fakirlik, aman cok hüzünlendim filan yazamam zira icimden hic öyle seyler demek gecmiyor, aksini yazmak istiyorum...
Gördüklerimi söylemek istiyorum..
Baksanıza kendinize; ne cok şey icin 'acınası' 'anlaşılması' gereken hallerdeyiz..

-Türkiye şartlarında gecinmek cok zor..
-İşimden memnun degilim..
-X'le ilişkimde sorunlar var, mutsuzum..
-Y, arkamdan konuşmuş..
-Yeni acılan yere hala gidemedik, manyak gibi gitmek istiyorum..
-Hayatım, b.k gibi!
-Terk edildim.
Vs.. Vs..
Gülmemek icin, ne kadar sebebin var senin böyle?
Dostum, yapma.. onun hic böyle sorunları yok ki, senden kat kat mutlu bence ( kime baksam, sokakta gülüyordu bana..)
Hic böyle bir dertleri yok, niye olsun ki? O henüz cok temiz..
Kirlenmemiş..
Karmaşık ilişkilerine hükmeden bir egosu bile yok..
Yaradan ona, neyi verdiyse o, seviyor; seviniyor..
Eşitlikten baktım birde olaya..
Bütün dünya kavruluyor, eşit şartlar alında yaşamalıyız diye.. Daha komigi, kadın erkek eşitligi diye inim inim insanlar var, Avrupa'nın göbeginde güzel ülkemde..
Yapmaaaa..
Ne olursun yapma..
Kadın ve erkek eşit degiller, sen ne demeye karşına aldın ki şimdi yaradanın, yarattıgını.. öyle bir dengeye bile gerek yok..
Kadın da erkekte, var ki birbirlerine yoldaş olsun diye.. Tamamlansınlar diye..
Kadınlar da, erkekler de, arı gibi calısıyordu.. Belki yokluktan ama en azından böyle sacma salak konuları tartışcak kadar, degersiz degil vakitleri..

Cocuklar.. Bebekler..
Elleri yüzleri pislik icinde ama yok cekimlerine kapılıyorsun işte..
Sessizliklerine, mahcuplarını..
Görmüyorsun kirini öpüyorsun, oynuyorsun işte..
Cocuk heryerde aynı, her yerde melek gibi..
Ama orda, cocuk olmak.. Cok başka eminim..
Kalbim, bedenim cok yer gördü belki ama hic birini bu kadar sevmedi..
Hic bir yerde bu kadar, Rabbin'e yakın hissetmedi..
Şükrün ne oldugunu, hic bu kadar net görmedi..
İster mi tekrar gitmek?
İster ya..
Görüşmek üzere, minik ülkenin minik insaları..
Rabbim, yar ve yardımcınız olsun..





Cuma, Mayıs 14

Robin Hood!


Üstünüze afiyet, uzunca aradan sonra sinemaya gittik bugun..
Pek bir iyi geldi..
Hele dışarda sıcaklık gölgede, Dubai'yle a-şık atarken, serin serin..
Fark ettim, ne kadar korku gerilim filmi varsa, yazın cıkıyor piyasaya.. Bu aylarda, henüz yeni cift ol(u)cak arkadaşlar icin;
- Ulan, kız korkar yaklaşır bana, bende pencemi atarım hemen kızın eline işim kolaylaşır mantıgına destek midir, anlamadım ki..
Neyse, yapımcıların genclık donemlerine bakmak lazım.. : )
Gel gelelim, filme..
Ee, esasoglan Rusell Crowe esaskızda; hastası oldugum Kate olunca bende oldu beklenti kocaman..
Eee, birde hikayelerini ingiliz yazarlardan okuyunca.. dedim herhalde, Kevin'i donunda salladıgı bir film olucak bu..
Oturduk, başladık izlemeye..
Hemen mi başlasam filmi eleştirmeye acep?

İndi bagh;
- Hikayelerin hepsinde ortak fikir, Robin'in Kral John'a degil Şerif'e karşı isyanıydı. Cünkü aksi
ve burnu büyük Kral vergileri agırlaştırınca; Şerif'e diklenen Robin kendini ormana vurdu (Öyle, kral bu höttt diyince olmaz..)
-2. olarak, Robin Hood hic bir hikaye'de Haclı Seferlerini görmedi, sıradan bir tarla süren arkadaştı.
Film, ilk yarı oldukca agır işleyen 2. yarı sapına kadar ingiliz milliyetciligi kokuyordu (bakınız)
-An Englishman's home is his castle. (Cok ama cok populer bir ingiliz deyimidir kendisi; bay William ve bayan Marry Morris tarafından; anlamı ingilizlerin en güvenli oldugu yer, kendini en iyi savundugu, korumakla hükümlü oldugu yer anlamına gelen, kalesi evidir gibisinden bir deyim..)
-Rusell'ı filan gectim ama Kral John'a hayat veren arkadaşı yürekten tebrik ediyorum acıkcası, filmde bir tek o carptı gözüme.. O nasıl kötü bir Kral'dır öyle.. Kimse, ben derim ki bu arkadaş mutlaka canlandırsın Kral Henry'i.. Ciddiyim..
Kabalık desen onda..
Karı kıza düşkünlük desen onda..
Kaypaklık onda..
Höytt höytt onda.. Kral dedigin öyle olur kardeşim, takar takıştırır parmagına yüzükleri, verir sözleri sonra cayar..

Film de hic zenginden alıp fakire veren bir Robin yoktu, (cok sükür ki) onun yerinde kafası calışan bir Robin vardı; arpalarını kimselere yedirmeyen, kurak tarlarını eken bicen bir Robin ve bence, bu anlayışı ile oldukca taktir edilesiydi.
Sonuc olarak, filmi özünde güzel fakat cok cok yavaş işlenmişti yine de gidilir mi? Kate icin evet!
p.s. : Bu yazı biraz daha uzarsa, ben cenemi tutamam ve siyasi bir yazım olur korkusuyla kısa kesilmiştir.
p.s. 2 : Bu ara, canım şöyle saglam bir komedi izlemek istiyor önerisi olan? : )





Çarşamba, Mayıs 12

Herşey; Sensin..


Yerin seni çektiği kadar ağırsın..
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın..
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin;
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün;
Karşındakinin gördüğüdür rengin..

Yaşadıklarını kar sayma;
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun..
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin..
Sakın bitti sanma her şeyi;
Sevdiğin kadar sevileceksin..
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret..
Ve;
Sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın..
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü..
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve;
Karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir..
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir..
Ve;
Herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin…
Can Yücel'

Cumartesi, Mayıs 1

BeLki bir zamanLar..


Nerden de geldi aklına bilinmez..
Öylesine, gidelim mi yahu, merak ettim bak şimdi dedi..
Der demez, kalbim de sanki uzun bir zamandır, atmayan bir damar varmışta bir anda icine kan pompalanmış gibi hissettim..
Serde, kütüklük var ya konduramıyorum da kendime..
Yolu hatırlayamam belki dedim, yok ya hatırlarsın dedi..
Tuhaf neyini merak ediyor ki diye diye götürdüm, cocuk oldugum yere..
Ya sahi, bir zamanlar ben cocuktum..
Avludan iceri girdigim anda, yaşım 7 oldu..
Tam 7 yaş..
İlk yara izim..
Bir bir elmaların üstüne bıraktıgım süt dişlerim..
Yeni asılmış camaşırların deterjan kokusu geldi burnuma..
Öylece şaşırmış gözlerle suratıma bakıyordu, ne dedigimi anladıgından bile süphe ettim ama ne fayda..
Artık olgunlaştın kızım yüzüne yüzüne vuruyor baksana yıllar derken, boşversene cocukta oldum diye azardım icimde ki salak kızlara..
İhtiyacmış, ziyaret degil..
Özlemişim, babamların ilk atölyesi ordaydı, camları iyice kirlenmiş icerisi iyice pislenmiş..
Annem, orda oynamamıza izin verirdi, sınırlarımız ordan ibaret sayılırdı oysa şimdi bir sınırım bile yok ucak biletim ve gitmeye hazır halde hatta bazen mecburu gönderilen ben.. Keşke sınırlarım hep o atölye kadar olsaydı da hayallerim küçülmeseydi.. Ayaklarım yere hic basmasaydı, ben hep o sınırların icinde ya, külkedi kalsaydım yada cüceleri olmayan pamuk prenses..
A, ve tabi atoleyenin hemen caprazında ki bakkal..
Arkadaşların hepsi ordan acık sakızları bakkal peynir keserken doldurdu ceplerine Sulugöz, Şıpsevdi, Falım filan.. Ben bir kere alamazdım,;
Valide hanım; - Başkalarının eşyalarını izinsiz alırsan, Allah seni görür o an ellerin taş kesilir seni ayıplar diye ögretmişti eylem anında, ya ellerim taş olur da öyle kalırsam diye korkumdan bir türlü gitmezdi sakızlara, gerisin gerisi dönerdim..

Daha neler neler..

Ziyan olmasın diye yeni ayakkabı almazdık biz pek, halanın büyük kızı Derya ablanın eskilerini filan giyerdim, yokluktan degil yahu.. Öyle alışmışlıktan.. Büyük alalım, seneye de giyer.. E, bunu birazcık giysin yenisi alırız.. Bizimkiler öyle alışmış öyle gecti, belki şimdi bundandır benim deli gibi ayakkabı almam.. Bilmem ki.. Silik milik hatırlıyorum, Hürriyet caddesinde bir ayakkabıcı vardı pullu yandan baglamalı pembe bir ayakkabı vardı 7 yaşındaki cocugun ayagı o kadar mı büyük olur yahu, bir türlü numarası gelmemiş, geldiginde annem kış diye almamıştı..

Birde Evrim vardı.. Apartmanın en güzel kızı.. Yaşıttık ama yaşına göre uzun benden de bir o kadar zayıftı hem Şenol onunla evcilik oynuyordu benimle erkek oyunu oynuyordu. Babası, yazları beymuz balon filan kışları da salep alırdı.. Ben 17 yaşında ilk kez içtim salep'i.. O da yokluktan degil, bizimkiler sevmezdi ne geregi varmış mıymış..

Hee ve, salamlı veya nutellalı ekmek olayı.. Her akşam marifet gibi ellerine verirlerdi cocukların salıyorlardı sokaga annem hayatta izin vermezdi ne yenicekse ille evde yenmeliymiş onları alamayan cocukların, canı ceker diye hic sokakta salamlı veya nutella yiyemedim ve en sevdigim şeydir, geze geze yemek yemek şimdi..

Hiç birini anlatamadım; şaşkın şaşkın bakıyordu çünkü ama sanırım anladı o, kocaman bir damla göz yaşımdan; ben (beLki) bir zamanLar cocuktum..






Salı, Nisan 27

Bir kuL Avni..


Yıllarca yazsam, her yazdıklrımı silip baştan yazsam.. Günlerimi sadece yazmakla harcasam, ben biliyorum Avni'nin sahip oldugu aşkla yazılmış bir satır bile dökülmez kalemimden..
Bir kul Avni..
Bir kul (biLe) olamayan, bir ben kimsesiz..

Hiç kimse yok kimsesiz
Herkesin var bir kimsesi
Ben bugün kimsesiz kaldım
Ey kimsesizler kimsesi

Kimse aradığım yollarda
Kimsesizlik kimsem oldu
Dinsin artık hicranın cana
Kimse aradığım yollar
Kimsesiz kimselerle doldu

'Avni..'

Salı, Nisan 20

BitLi bir sokak kedisi..


Ufaklara, okuma alışkanlığı kazandırmak adına kitap ayarlaması yaparken, gece yarısı bültenin de çarptı gözüme haber bir an durdum kaldım..
Haberin başlığı ‘Sokak kedisinden hayat dersi..’
İnsanların bu kadar, ukala olduğu kimseye minnet etmediği ‘en iyisini ben bilirim diyip’ kalbinin azgını bantla bantlayıp vicdanını da sopayla dövdüğü bir dönemde bir sokak kedisi kime ne dersi versin yahu diyip kulak kesiliverdim.
Otomobil çarpan dişisine kalp masajı yapan bir kedinin haberi..

Tuhaf..

Garip..

Düşün üzerinde saatlerce..

Nikah masasında, allanmış pullanmış halde iyi günde kötü günde ‘Evet hakim bey amca’ dedikten sonra; ilk kötü günde ‘yeter be!’ diyip kaçmak için soluğu mahkemenin soğuk koridorlarında alan ‘insancıkları’ düşündüm; Dostoyevski’nin tabiriyle..
Ve, birde sadece Rabbim'in verdiği kalbe sahip düşünemeyen kedinin dişisine olan düşkünlüğü..
Arada dağlar, okyanuslar var..
Şimdi sormak lazım gelmez mi?
En azından bir dakika düşünmek gerekmez mi?

Rabbin, emaneti eşlerini bir kalemde, bir celsede veya bir günah uğruna harcayan ‘insanlık’ mı yoksa ‘aman be, sokağın bitli kedisi mi daha ‘vicdanlı’ daha mı ‘sadık’diye ?
Bütün bunlar, aklımdan geçti geçmesine de; kalbimi çok dokundu..
Bir sokak kedisi olmak istedim, otomobilin çarptığı bir sokak kedisi.. yeter ki bana; minicik patileriyle yardım etmek isteyen bir bitli kedim olsun diye..

Hayattan çok şey bekleyen biz, susmayan egolarımızı sürekli doyuran kadınlar, erkekler..
Durun ve bir dakika bakın; etrafınıza..
Bir kedi olsaydınız; yanınızda olur muydu bitli bir sokak kedisi siz gitmeyin diye uğraş veren..
Veya;
Bitli bir kedi misiniz siz; ‘O’ gitmesin diye kalbine patilerinizi dokunduran..


P.S : Haberin ayrıntılarını da ekledim ki bu saatte kafam güzel düşünülmesin diye..

P.S. 2 : Sonraki haber mi? Anaokulunda skandal! Öğretmen, minik öğrencilere şiddet uygularken; stajer öğretmen tarafından videoya alındı..





Otomobil çarpan dişisini hayata döndürmek için kalp masajı yaparcasına göğsüne patileriyle dokunup, saatlerce başında nöbet tuttu.

Göksel YAPAR

Antalya'da sokak kedisinin, cadde ortasında otomobil çarpan dişisini hayata döndürmek için kalp masajı yaparcasına göğsüne patileriyle dokunup, saatlerce başında nöbet tutması görenleri şaşırttı.

Antalya'nın merkezindeki Kızılsaray Mahallesi 76 Sokak'ta dün öğleden sonra bir otomobilin çarpması sonucu can çekişen dişi kedinin başında, erkeği saatlerce nöbet tuttu. Ön patileriyle dişinin kalbinin bulunduğu yere yumuşak ritimle sürekli dokunan sokak kedisi, bu işlemi aralıklarla 2 saat boyunca sürdürdü. Park etmiş iki otomobilin ortasında yaşanan bu durumu fark eden mahalle sakinlerinden Mehmet Ali Alkaya ile Ulviye Sevinç yardım etmek istedi, fakat kedi buna izin vermedi. Çare olarak aranan Antalya Veterinerler Odası Başkanı Muammer Saygılı, bir meslektaşıyla olay yerine geldi. Telefonla aranıp durum söylendiğinde erkek kedinin kalp masajı yaptığına inanmadığını vurgulayan Saygılı, gözleriyle gördüğünde de şaşırdığını itiraf etti. Mesleğinde 31 yılı geride bırakan Saygılı, daha önce buna benzer bir olayı duymadığını belirtti.

Antalya Veterinerler Odası Başkanı Muammer Saygılı, “Yolda ölen ve üzeri gazetelerle örtülen insanların yanından gelip geçenlerin umursamazlığını görüyoruz. Bu kedinin yaptığı biz insanlara örnek olsun. Türkiye'de sahipsiz hayvanlar, çeşitli hastalıklar ve trafik kazaları nedeniyle en fazla 2 yıl yaşayabiliyor” dedi.
Yanlarında getirdikleri kafese kediyi koyan Saygılı, aracının 4'lü lambalarını yakarak Antalya Hayvan Hastanesi'nin yolunu tuttu. Ameliyathaneye getirilen dişi kedi hayata döndürülemedi. (dha)

Çarşamba, Nisan 7

iLk ceyrek, özetLendirmesi..






Uzun uzuncaaa bir aradan sonra, baktım ki cok pis boşlamışım ben bu blog işini..
Hazır altın varaklı ofisimde, 4 dk bir nefes zamanım var; oturayım karalayım dedim..
Malumunuz, 2010’unda, ekonomistlerin dedigi gibi; ilk ceyregine gelmiş bulunmaktayız benim lugatıma görede suyu cıktı cıkıyor..
Bir, ilk ceyrek degerlendirmesi yapmak isterim nacizhane..


Bakalım;

Ocak

Haydinnnnn yeni yıl yeni yıll derken herkez, eller havaya agızlara ‘neydi o’ hani cem yılmaz’da bilmez adını onu ‘puf’ yaparkene, bendeniz Kahire’de hotel odasına elma kemirmekle meşguldum..
Mısır icinde yeri gelmişken 1 2 kelime etmek isterim;

- Gittiginize degmez, 1001 gece masalları cidden masalmış!
- 40 yaş üsttü insanlarla tatil yapılmaz! (anne-baba hariç)
- Dünyanın en lezzetli humuslarını, ‘Lüblan’lılar yapar.
Ordan oraya savrulan bedenim, 19-21 Ocak arası birde Berlin gördü ki, görmez olaydı! Londra’da yaşadık diye yagmur camur dinlemezzükk derdim ki, Berlin’de – 13 görünce, kan dolaşımım adam oldu!
Berlin tuhaftı..
Hayır, şehir degil..
Fuar..
Ayarlasak başımıza gelmez dedigimiz şeyler, burnumuzun dip kısımlarına girdi, pardon pardon! Üst stand’ına girdi..
Gerçekten, anlaşabilecegimi hissettip icimin rahatlamasın da aynı tarihe denk gelir.. Hatırlatmak isterim..
Bakalım başka neler oldu?
Ocak ayında, zaten gecen seneye nazaran yüzde 39,2 artış gösteren özel taşıtlara inat arabam garajda uyudu!
Zaten, o karda ben ancak.. Kaya kaya yol alırdım..
Ekonomistler, ocak ayı için iyimser konuştu fakat cari acık beklenen fazla cıktı –ayrı-
Ögrenciligini terk edemeyen ben Ocak ayını, ya okuyarak yada Line’da olarak gecirdim!
Milan Kundera’nın Var Olmanın Dayanılmaz Hafifligini, Ayşe Kulin’in Türkan’ını, Murathan Mungan’dan Kadından Kentler’ini ve Serdar Özkan’ın Kayıp Gül’ünü deviriverdim, haberim olmadı..
Aa, evet ya!! Kuzeni e-verdik! Fotograf cektim paramı vermedi adi!


Şubat

14 Şubat olayına hic girmeden konuşmak isterim..
Ayın 13’unu kutladım ben.. Arka pencerem de..
Sade ve Sadece..
Ama Şubat ic gıcıklayacı bir bicimde, kötüydü..
Tek sevindirik oldugumuz olay, aileye bir kız daha istedik.
Şubat, ders aldıgımız herşeyi yeniden ögrendigimiz bir ay oldu bizim icin.. Benim icin, babam icin..
Herkez siz degil.. En azından artık herkez temiz degil..
Ve;
Kimse icin ‘abii, cok kral ya!!’ ‘acayip iyi dememek lazım’ acı acı ögrendik!
Kayıplarımız icin de, zarardan yırttık dedik!
Ama yinede kasvetliydi.. Babacıgım, cok dalgındı.. Ve sanırım ben o zaman anladım ki, onun sadece 3 tane evladı yok..
Kıskandım mı? Cook.. Hep bana ait oldugunu sandıgım adamın düşünmesi gereken sürüyle, evladı o evlatların aileleri var.. Allah, böyle düşünen bütün babalardan razı olsun..
Buna ek olarak, İspanyolca ögrenesim geldi.. Derslere başladık! Ola!

Mart

Mart şirin aydır..
Severim efem şahsen, gerizekalı M.T’im bitmiş, sadece sevdigim işi yapmanın zamanı gelmişti..
Okulu bitirip, calışan olarak belki de en kötü kariyer planlamasına sahip kişi ve kuruluş ilan ediyorum kendimi!!
Gazete gazete iş arasaydım, inanıyorum ki cok daha cabuk başlardım..
Neyse, devran döner.. Sap samanla bir olmaz..
Hırslı cekilmez mi oldum bilmiyorum ama şunu cok iyi biliyorum; annem bana kücükken biri hakkında kötü birşey düşünmeye başladıgım zaman; bu senin kalbini kara ederey kızım demişti; o yüzden konuşmadan önce; ‘kalbini kara yapma hülya diye kendime kızar.. elimden geldigi kadar susmaya calışırdım!
Bu ayda, Hülya’ya bunu cok kez söyledim..
Neyse,
Mart’ta, Umre’lere yolcular gönderdim.. Bir havaalanı bir insana, nasıl 10m2’lik gelir şahsen ögrendim..
Rabbim banada nasip etsin istiyorum..
Benide davet etsin oralara..
Leylek sürülerini havada gören bünyem; Milona, Barcelona derken alışveriş yapmaktan da nefret ede-bil-ecek raddeye geldi son anda, ayakkabıları gördüm gecti!

Nisan

Nisan 1 şakam olmadı..
Tugce bir dener gibi oldu ama yemezler..
Bir Çin ve Bang. Yolculugum var.. Hayırlara vesile..
Birde, yanımda olan sevdiklerimi özlüyorum yanımda oldukları halde..
Düşün, olmayanlar ne alemde bende..

Sevgillerle..
hLy'..

Pazar, Mart 21

Ben..


Bazen, kelimeler dolusu yazmak geLir ya icimden..
Şimdi degil..
Bazen saatler boyu, aglamak geLir ya icimden..
Şimdi oLmaz..
Bazen saatlerce, düşünmek geLir ya icimden..
Şimdi zamanı degiL..

Düşünerek, aglayarak, yazarak; söylüyorum..

Özledim.. Degerini bilip, bilemedigim.. Herşeyini özLedim..

Pazartesi, Mart 15

Benim Tabu'Larım var, Hüsamettin..


Toplasan, 5 veya 6 kere oynamışlıgım var bu züpper eglenceli oyunu.. Hep icimde uktedir ama sevdicegim ve saglam -ultra- kafa bir ekible bu oyunu oynamayı..
Gerci aile akraba takımıyla denedik bir kere ama.. Sonuc, boşanmaya avrupai cinsel icerikli yaşam standartlarını elaleme afişe etmeye kadar gidiyordu.. Kaldıramadık..
Kapattık o sahneyi..
Niyetim var ama birgün.. Gülerken, kendimi dagıtma pahasına olsa bile oynuycammm o oyunu..

Gerci cok iyi sayılmam :D Örnegin;

-ıııı, seyy yaaa hanı seyyy sey işteee desene be iste!! hani var ya..'
--dıttt sure bitti!!
-ambar lan ambar!!!!

Şeklinde oynuyorum ama..
Benden iyilerde var piyasada..

kelime: ters
anlatan: düzün tersi?
hLy'.. ve ortam-kesin- : iptal!!

kelime: vazelin
a:hani abi böle yüzüne de sürersin kıçına da sürersin?
b:vazelin!!!!!! holeeeeyyy


kelime: sokak çoçuğu
- hoca, şimdi, nasıl desem... hımmmm... sokakta yaşayan çocuğa ne denir?
- öeh denir ne dencek...

kelime: berlin duvarı
anlatıcı: abi berlin'de ne duvarı var?


kelime: beşik
anlatan:hani alttan titretiyorsun yavruyu?
grup: ??!!!!
hLy'.. : nassı yanı?? :P

kelime:istiklal marşı
anlatan(kız): ya hani bizim için çok önemli en önemli şeylerden
biri..
cevaplayan(erkek): bekaret


kelime:oyun
-küçük insanların eğlenmek için yaptığı şey?
-küçük insan?

kelime:cin tonik
-inle kim top oynar?
-ciinnn!
-yanında ne iyi gider?
-toniiik!
hLy'.. : ee, oldu bu!

kelime:palet
tabu kelimeler: ayak-deniz-vs vs..
-gölun buyugune girerken $eyine ne takarsin?
-peştemal

anlatan: eee... höngö hölöngö???
anlayan: eee...karga tulumba?

anlatılan: embriyo:
anlatan: sikilmiş yumurtaaaa!!!!!!!!
anlayan: yuhhhh!
hLy'.. : a-handa koptum!

kelime: ihanet
kiz: karin seni aldatsa ne yapmis olur?
erkek: orospuluk.
kiz: peki teroristler vatana ne yapmis olur?
erkek: pustluk

anlatılacak kelime 'hafıza'
-balığın nesi kötüdür?
-buğulaması
hLy'.. : puhahahaha!!!

iki sevgili olan arkadaştan, kız olan evliliki anlatmaktadır, oglan arkadas bulmaya calismakta, soyle bir diyalog gecmistir.
kız : biz simdi napıyoruz?
ogl : cikiyoruz
k : ilerde ne yapıcaz?
e : cikicaz
k : daha ilerde ne yapıcaz?
e : cikmaya devam edicez...
k : ama daha da ilerde diyorum.
e : bana o sözü söyletemezsin..
dip not : erkek fobiktir!


kelime: hiyeroglif
- bak.. yazıyı kimler buldu?
- basur...
- ?
- aman asur ya... yok likya...
- ?
- lidyalılar...?

CatLadı kapıdan, gir.. düz dewam et; topkapı sarayı orda..

Cuma günü, tası taragı toplayıp -işi de kırıp- Topkapı sarayına gittik.. (cokta iyi geldi) Nasılda özlemişim, geze geze yemek yemeyi defalarca gördügüm şeyleri tekrar görüp etkilenmeyi.. 'way be' demeyi.. Ögrenciligimde cok yapardım; okulun girişinde afişler vardı hepsini cantaya doldurur, iclerinden ilgimi cekenleri sıraya koyar; cantayı sırtıma takıp hurraaa giderdim..
Aslında, 'özel' şeylerden cok.. o an ilgimi ne cekiyorsa secerdim (plastikten köpek maketi görmüşlügüm, Red Gate Galleri'de garip dudak fotograflarına bakmışlıgım, British museum'da böceklerden yapılmış insan figürlerine 'hay Hülya davul olma emi' diye söylene söylene hızlı adımlarla gezmişligim var..
Ne yalan söylim; hic birini bu kadar keyifle yapmadım. Koca saray'da nasıl padişah olunur, fetih nasıl yapılır üzerine uzun uzun muhabet ettik..
örn :
- ya, şimdi havalar soguk oldgunda misafiri nasıl karşılıyor bunlar???! yürü babam yürü..
+ Fatih, ac kapıyı!!!!
- Kocam, viyana kapılarına dayanmaya gitti; gelcek..

Topkapı'nın kendine ait bir havası var.. Tarih kokuyor desen, haklısın.. İhtişam kokuyor desen haklısın.. Gizem kokuyor desen haklısın..
Bir sürü kimligi var bu sarayın.. Cok saray görmedim hayatım boyunca; Dolmabahce,Buckingham sarayı (Londra) Versay sarayı(Paris) Dublin Palace(Dublin) Düka Sarayı(Venedik).. gibi gibi..
ama hic biri Topkapı sarayı gibi degil..
yada, bir sefercik bile olsa; bana öyle geldi.. Bir nefeste gezdik sarayı, kaşıkcı elması; kutsal emanetler, beşikler, hediyeler.. sarayın bahcesi..

4 saat bile olsa, ben ögrencilik günlerime döndüm.
Bütün sarayı daha önce gezmiş biri olarak, bu sefer dikkatimi 'Tura' (Mühür) ler cekti.
Yavuz Sultan Selim'in mühürü sergileniyordu, onu görebildik sadece..
Sonra kafama takıldı, neden Yavuz Han'dan sonra hic bir başka padişah'ın mühürü kullanılmamış hazinede? Merak ya bende ki oturdum araştırdım, ceddim'in yazdıgı fermanın altına mühürlerinin mürekkeplerini bile gördüklerinde 'korkan' koca imparotorlar neden korkuyor bu kadar diye?

En baştan bakalım;
Mühür (Tuğra) Nedir?

Tuğra, günlük adıyla 'nişan' 'imza' demek kelime anlamı olarak, padişahların fermanıları da her zaman padişah tarafından degil -nişancı, tuğrakeş- görevini üstenen abiler tarafından padişahın emriyle, başlarda fermanlarda sonraları ise, hanedan sembolu, paralar bayraklar, binalar, camilerde kullanılmış.
Osmanlı soyacagında 36 padişah olmasına karşılık, günümüze kadar sadece 35 tanesi gelmiş. Bilinen ilk tuğra Orhan gaziye ait.
Bir padişah'ın tugrası kabul gördükten sonra, hanedanlıgı boyunca değişmez.

Tuğra'nın kısımcıkları

Sere (Kürsü): Tuğranın en altında bulunan ve asıl metnin yazılı bulunduğu kısımdır.
Beyze’ler (Arapça: yumurta): Tuğranın sol tarafında bulunan iç içe iki kavisli kısımdır.
Tuğ’lar: Tuğranın üstüne doğru uzanan “elif” harfi şeklindeki uzantılardır. Her zaman elif değillerdir. Bazen harf de değillerdir. Yanlarında yer alan flama şeklindeki kavislere “zülfe” denir.
Kollar (hançere): Beyzelerin devamı olarak sağa doğru paralel uzanan kollardır.
Bazı tuğralarda sağ üst boşlukta ilgili padişahın “mahlas”ı da görülür.
Anonim olarak üç tuğ Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hakimiyetini, küçük beyze Karadenize hakimiyetini büyük beyze Akdenize hakimiyetini temsil eder.


Dipnotcuklar;
- Tugra'lar fermanların sonlarında degil başlarında yazılır.
-Orhan Gazi'nin Tugrası kendinden sonra gelen padişahların tugraların iskeletini oluşturmuştur.
-Fatih ve Kanuni han'ın Tugraları, diger Tugra'lara göre daha estetik bulunur.

Orhan Gazi

Söyledigim gibi, bilinen ilk Tugra Orhan Gazi'ye ait.
Oldukca sade olan tuğrada Orhan bin Osman yazıyor.

Sultan I. Murat

Murad Hüdavendigil (Hükümdar, bey anlamına gelmektedir.)
Tugrasında, Murad bin Orhan yazmaktadır.

Yıldırım Beyazıt Han

Tugrasında Beyazıt bin Murad yazmaktadır. (Bu 'bin' meselesi nedir diye 3.tür bakanlar icin acıklama isterim; Beyazıt 'bin' Murad'daki 'bin' 'oglu' 'cocugu' anlamı gelmekte)
Beyazıt Han'a 'Yıldırım' lakabının verilmesi de ayrı bir efsane zira; efsane Beyazıt Han'ın Nigbolu savaşında harp meydanına inanılmıycak derece hızlı gelmesinden dolayı verildigidir.


Celebi Mehmet Han

Fetret devrini bitiren padişah olarak bilenen Celebi Mehmet Han, hakkında o kadar derin kaynaklar olmasa da gencliginde 'Kiri 'olarak lakap almış, sebebi hikmeti ise öldürme korkusundan ötürü bir kirişcinin yanına sıgınması ve cırak olarak yetişmesidir.


600 yıllık Osmanlı İmparotorluguna ait, 35 adet Tugra var söyledigim gibi.. Yukardaki, tugra'lar, kuruluş devri padişahlarına ait olanlar..
Bu kısımdan sonra, 'hünkar'ların tugraları başlıyor..
Fatih Han, Yavuz Han, Kanuni Han..
Onlar icin sıkı bir, araştırma yapmak lazım zira..
Kısmı 2ye bölmek lazım..
Hatta bence 3'e..
Ama şimdilik, bu kadarı yeter..
Bu gönül an itibariyle, babasını sevmeye gitmek ister.. sevdigini, hayal etmek ister.. :)

Çarşamba, Mart 10

Tarih'i anmak; anLamak..



Tarih..
Tarih'in benim icin hep yeri farklıydı.. Ortaokul, lise yıllarında diger derslerimden ayrı severdim tarih derslerini (Lisedeki tarih hocalarıma teşekkürlerimi sunmak isterim zira, tarihi anlatırken o kadar başarılı ve gercekciydilerdi; Osmanlı'yı tanımak, İstanbul'u Sultan Han'la birlikte almak, Martin Luther'i anlamak onlarla yaşamak kadar etkilendim cogu derslerimde..
Tarih'in kütüphanemde de yeri cok ayrıdır.. Sayıları diger kitaplarımdan hep daha fazla olmuştur özellikle yakın tarih'i dinlemekten cok okumayı sevmişim zamanında..

Herşey bir kenara, Tarih'i sanırım ben bir tonton amca sayesinde seviyorum.. Lise'de dönem ödevlerimden bir tanesi; 'Osmanlı'da adalet sistemi' üzerineydi. Kara kara 'ne yazsam ki ben şimdi ya' diye düşünüp, -o zaman google'ı ne icin kullanıyorsak artık- kendimi paraladıgım bir dönemde; bir mucize oldu ve benim tarih dönem ödevime; sihirLi bir 'bilge' dokundu..


İlber OrtayLı'yı; ilk gördügüm anda hayran kaldım.. Kendini bu kadar rahat ifade eden, duruşu bu kadar yalın ve egodan uzak olan biri hiç görmemiştim (Acık konuşmak gerekirse, bende o kadar tarih bilgisi olsa, ışıklı tabele yaptırır -Ben Tarihciyim-) diye gezerdim.
İlbey hoca gibi bir üstad bana 10 dk ayırsa bile şükür diye dualar ederken, hocam benimle ciddi ciddi oturdu, anlattı anlattı.. Tarihi, dinlemedim aslında kocaman bir çınar'ın gölgesinde seyrettim.
Adelet kulesini ziyaret ettim, 'adil' ve 'adaletli' olmak kavramların Osmanlı için ne kadar önemli oldugunu, ne kadar ince elenip sık dokundugunu bana, bir masal tadında anlattı hocam, yüzlerce soruma sabırla cevap verdi, her cevap sonrası ben biraz daha hayran kaldım..
Sonra adet oldu bende, kitaplarını dört gözle beklemek, cıkar cıkmaz (gecesinde) devirmek icin cabalamak..
Tarih'i bilmek anlamak bana göre; kestirmeden 'ibret' almaya benziyor.. Ve tarih bütüne bakıldıgında net görülebilen olaylar sinsilesi ve evet evet, dogru.. Tarih hep tekerrürden
ibarettir..



Tarih'i -yeterince- anmak.. Tarih'i -doğru- anlamak adına; İlber hocam'dan
aLıntılar;



















- En utanılacak yönümüz tarih yaptığımız halde tarih öğrenmemek, tarih yazmamak konusundaki cahilce ısrarlarımız.

- İyi muâmele edildiği yerde azınlıklar erirler, asimile olurlar. (Ermeni meselesi hakkında, 2 cift Lafım var ya.. neyse..)

- Türk ordusu ricat etmeyi bilmezdi. İlk defa ricat etmeyi İstiklal Savaşı'nda öğrenmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın harp tarihimizdeki büyük katkısı düzenli geri çekilmeyi öğretmesidir.
(Ricat : geri cekilme)

- Şarktaki gibi her sokağın ötesinde bir başka cemaat, her kapının arkasında başka dil, her semtte ayrı bir din gibi şeyler görünmez batı Avrupa'da. Bu muhtelif kavimlerin birlikte yaşama meselesi Akdeniz Ortadoğu toplumlarına hastır. Hindistan alt kıtasına hastır.

- Avrupa Birliği gibi birliklerin içine girmek gerekir, fakat bunlara fazla bağlanmama, yani her an bavulu hazır iç güveyisi gelin kız durumunda girmeniz gerekir ki, bir kriz anında orayı kolayca terk edebilesiniz veya hayatınıza devam edebilesiniz. (Biz girmeye dagılırlar zati.. cıkınnn cıkınnn kapattık tükkanı!!)

- Kanuni'yi sevmek için Atatürk'e düşman olmaya gerek yok. Böyle bir budalalık olmaz. Neticede Atatürk de bir Osmanlı Erkan-ı Harbiye'sinde yetişmiştir. (2 kere okunması rica olunur..)

- İhtilâlle demokrasi öğrenmek marifet değildir. (x2 kez, Lütfen..)

Salı, Mart 9

Ladies n Gentelmen's weLcome on Board.. 'This is Turkey!' :D

Aslında, oturup üzerine yazmak isterim ama.. Türk gazeteciler; marifetlerini sergilemişler.. :) Bizede, burası Türkiye demek kaLıyor..
Evet, efem 'nerde yaşıyor ve yaşatılıyorsak..'












































































Pazartesi, Mart 8

cuk oturdu..

Severim efem; hazır cevap insanLarı ben :) zekaLarında taktir etmişligim vardır cogu zaman..
Onca insanın icinde, 'er zeki küpü kişiyi' itin g.tüne sokmaya calışırken.. 'er zeki kişi' gelen saldırıyı; gögsünde 'stop' eder; ve voleyi 90'dan takıp dumur denizlere yelken actırır karşındakini.. :)

Velhasılkelam; severiz efem böle muazzam; gediklere oturan taşları, taşların sahiplerini..
Zira, 'laf ebesi' olabilmek kıvrak zeka ister.. Sakin olmayı gerektirir.. Hatta öyle bir 'sokucaksın ki' lafı, cümle alem anlarken; karşındakine tabiri caizse; 'birader, birşey mi girdi??' diye sormalı kendine..

Örnekler icin bakınız;


Churchill, Avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill' e kızgın kızgın şöyle seslenir:
- "Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir
karıştırırdım."
Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır:
- "Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi
seve seve içerdim."

Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif' i küçük düşürmek ister:
- "Affedersiniz, siz veteriner misiniz?" Mehmet Akif hiç istifini bozmadan şöyle yanıtlamış:
- "Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?"

italya türkiye'ye karşı savaşmaya hazırlanır. atatürk'ün onlara gönderdiği cevap:
"o çizmeyi benim ayağıma geçirtmesinler !"

bir genç adnan menderes'in yakasına yapışarak:
-hürriyet istiyorum.
adnan menderes:
-bir başbakanın yakasına yapışmışsın, bundan daha büyük özgürlük olabilir mi?

Bir filozofa sormuşlar: - "Şansa inanır mısınız?"
Filozof: "Evet, yoksa sevmediğim insanların başarılarını neyle açıklayabilirdim."

Salı, Mart 2

simpLy; simpLe..

''Advertising is a form of communication intended to persuade its viewers, readers or listeners to take some action. It usually includes the name of a product or service and how that product or service could benefit the consumer, to persuade potential customers to purchase or to consume that particular brand.''

Aslında bakarsanız bu işin, tam acılımı budur..
Türkcesinde, bundan pek bir farkı yok..
Hedeflenen kitleye, ürünü 'en basit, en vurucu ve akılda kalıcı' bicimde anlatmak, bu yani..
Öyle, uzun uzundıya kampanyalar yürütmek..
Reklamcılık ajanslarının elinde maskara olmalar..
yok yani.. yıllar sonra; 'sen giymiyooooo Colin's, sen Turk deiLL' şeklinde he he diye dalga gecsinler seninle..

Hani, kurumsal kimlik??
Hani, markalaşma calışmaları??
Yok yok, insanın dogasında var 'bir şeyi hep ilk gördügü şekilde hatırlıyor'
-yıllar evvelinde, sizin jean'ı biz bir Rusun üstünde gördük ama 3 saniye kadar sonra hemen cıkarttı, zira film erotik idi!
ee, ne anladık şimdi?? üstüne yap babam reklam yap.. hala, buram buram erotizm kok! olucak iş mi yani??
Kıvrak zekan yoksa, reklam icin yetenigin yok..
Reklam birazcık ayrıntılarda gizli olucak, basitligin icinde ki; gizemde..




















































SöyLemezsem catLarm; bu işin kesin kaymagını, 'condom' firmaları yiyor..
oh be!..

Pazar, Şubat 28

bad heroes, 4ever..

oLdum oLası, nefret etmişimdir; 'esasoglanlardan..' yok yani sevemiyorum.. Hem bence haksızlık ediliyor, bu kötü abicigimlere..
Herşeyi yapan onlar, ugraşan didinen kötü abimler.. Sonra neymiş efem; esasoglan gelir günü kurtarırmış..
yok ya!!!
Bütün 'orjinal' kumpasları kuranlar kötü adamlar, kızları götüren esasoglanlar..
Ben bu işe bir dur demek istiyorum!! Kötü adamLarı, seviyorum.. Esasoglanla yakışıklı olmak zorunda diyen kim?? Degiller bence, Titanic'teki, Bill Zayne'i 1 milyon kere o sarı ciyan Leonardo'ya tercih ederim.. (keL meL, ilacı var illa kılda keramet arayanlar icin)

Hem bi dakka yahu, o kötü adamlar olmasa; iyi heriflerin ne önemi kalıcak???

Joker olmasa, kim ne yapsın yarasa manyagı Batman'ı hem Batman hep bana şizofren gelmiştir..
Ya da, Nuri Alco olmasaydı nasıl kuLagımıza küpe olurdu? 'Tanımadıgın kişilerin ikram ettikleri seyleri icme bak sakın diyim haaa!!!'
O sebeble, seviyorum kardeşim ben kötü adamLarı.. Hatta karizmatik buluyorum; begeniyorum :) Hatta üşenmedim, 'en kötü adamLar top 5' bilem yaptım..



Bad Heroes, top 5

1. Fight Club (Edward Norton)



Başka söze gerek yoktur umarım.. KirLi, asi ve cool.. Dövüş Klubunda ki performansı beni 'yuh!! abi, herife bakar mısın ya var mı böLeee birşey' dedirtmiş, listedeki ilk sıraya hakkıyla oturmuştur..
yeah, man!! F.ck!
2. The silence of the Lambs- Hannibal Lector (Antony Hopkins)












Buz gibi mavi gözLer.. inanılmaz bir müzik zevki.. Centilmenligin dorukLarında bir cani.. Hakkıdır, top 2.
dip notcuk : haLa, yakışıkLı yahu!

3. Nuri aLco (Emrah fiLmLeri serisi)









Bir kötü Listesi yapıLır da; Nurisiz olur mu hic? :D Baba yarısı, amca oLarak hayatımıza giren nerdeyse, yeşilcamda ki bütün esas kızların 'ırz' ını tehdit eden gazoz satışlarını düşeren kaytan bıyıkLı nurijimmm..
4. Joker- Batman (Heath Ledger)











Bence, bu performansLa eger, kokainden ölmeseydi Oscar heyceligi hakkıydı.. Ve bence, Batman izlenesi bir fiLmse; Jokerin payı büyük, kabul etmek lazım..


5. Caster Troy- Face off (Nicolas Cage)
beLLi, 'gümbür gümbür' geliyor vessellam Troy.. Özellikle, fiLmdeki kilise sahnesi beni benden almıştır :)
p.s. : seside hic fena sayıLmaz.
Şimdi soruyorum; bu kadar karizmatik kötü varken kim ne yapsın; masallarda ki, romantik esas ogLanLarı.. hem, masalları da gercekci yapan da bu kötü abiLer..